chalilozdemir

Çevrimiçi : 1
Bülten

Search Engine Webmaster

Bumerang - Yazarkafe

Handaki Beyaz Kadın!

Hayaletler, Hayaller ve Şaşırtıcı Görüntüler » Handaki Beyaz Kadın!

TT:Handaki Beyaz Kadın!

Hortlak hikayelerine bayılırım, ne kadar korkunç olursa o kadar hoşuma gider. Hikayeyi dinledikten ve diken diken olan saçlarımı düzelttikten sonra, güler ve "tabi ki hiç bir aklı başında insan hortlaklara inanmaz" derim. Veya yakın zamana kadar böyle derdim, şimdi ise tereddüt ederim.

Geçen yıl Eskişehir'deydim ve İzmir'e giderek oradaki bir Kütüphanede bazı çalışmalar yapmak istedim. 16 Ocak Çarşamba akşamı bir otomobil kiralayarak yola çıktım. İnsanı kemiklerine kadar üşüten soğuk ve rutubetli bir gündü. Kula adlı kazadan geçerken kendimi yüzyıllar öncesine dönmüş gibi hissettim. Kula Hanında gecelemeye karar verdim. Şarabı ve muhallebisi nefisti. Fakat sanki içine parmak sokulmuş gibiydi. Garsona bunu anlattığımda, "Herhalde bizim Beyazlı Kadın gene dolaşıyor." dedi.

"Beyazlı Kadın mı? O da kim?" diye sordum.

Garson "Bizim hortlağımızdır." dedi.

Daha sonra han sahibine sahiden bir hortlakları olup olmadığını sorduğumda, şu cevabı aldım. "Evet, bir hortlağımız var. Bazen böyle şakalar yapar. Bu kız çok eskiden handa çalışırmış. Yolun sonundaki lav mağaraların birinde öldürülmüş. Hanın altından mağaralara bir yol vardır. Kızın hikayesi çok acıklıdır." Köy kahvesini işaret ederek, "Orada birkaç çay içerseniz size bütün hikayeyi anlatırlar."

Köy kahvesinde dört ihtiyar bulup onlardan Beyazlı Kadın'ın hikayesini dinledim.

Beyazlı Kadın 200 yıl önce yaşamış. Asıl adı Şükriye idi. Kula Hanında saatlerce çalıştıktan sonra iki kızla hanın bir odasında yatıyordu. Şükriye çok güzel bir kızdı, sarı saçları ve çok biçimli bir vücudu vardı. Diğer hizmetçiler kendisine alay olsun diye "hanımefendi" derlerdi. Şükriye iyi bir evlilik yapıp, hizmetçilikten kurtulmak istiyordu. Hana gelen müşterilerden üçü Şükriye'ye aşıktı. Şükriye ise üçü ile de flört ediyordu. Bu flörtlere o kadar dalmıştı ki, ayakları eşiklere takılıyor, yemek siparişlerini karıştırıyor ve unutuyordu.

Yağmurlu bir akşam hana yakışıklı ve genç bir yabancı geldi. Atını ahıra bıraktıktan sonra içeri girdi ve bir masaya oturdu. Bir bardak şarap yabancıyı canlandırmıştı. Şükriye'ye göz kırptı. Şükriye o kadar şaşırmıştı ki, eli muhallebinin içine girerek, genç adamın dizine bir parça döktü. Kızaran ve şaşıran Şükriye'nin karşısında genç adam gülüyordu. Fakat hancı kızarak, Şükriye'yi yumruklamaya başladı. Şükriye ağlayarak odadan dışarı kaçtı.

Yabancı adam ertesi akşam yine hana geldi ve onu takip eden bir ay hemen hemen her akşam hana gelerek Şükriye'yi aradı. Şükriye'nin yanağını çimdikliyor ve iltifatlar ederek Şükriye'yi güldürüyordu. Hiç kimseye adını söylememişti, fakat hareketlerinden zengin bir aileden geldiği anlaşılıyordu. Şükriye artık hayaller kuruyor ve işlerini her zamankinden daha dalgın yapıyordu. Bu arada Şükriye'yi beğenen diğer üç kişi kıskançlık içinde kıvranıyorlardı. Şükriye artık onlara yüz vermediğinden, bu üç adam Şükriye'ye bir oyun oynamaya karar verdiler.

Bir ahçı yamağını Şükriye'ye göndererek, aşığının onu ertesi gece saat 10'da lav mağaralarında beklediğini ve Şükriye ile evlenmek istediğini söylettiler. Şükriye hemen inanarak, hancının karısının odasına koştu ve ipek çarşafları biçerek 24 saat içinde kendisine bir gelinlik dikti. Hanın altındaki tünelden geçerek randevusuna yetişti.

Tabi orada diğer üç adam onu bekliyordu. Hepsi de biraz sarhoştu. Gülerek, "Hanımefendi geliyor" diye bağırdılar. Şükriye kızgınlıktan deliye dönmüştü. Yerden bir parça taş alarak adamlara doğru attı ve geriye dönerek kaçmaya çalıştı. Fakat adamlar Şükriye'yi yakaladılar. Çimdikler atarak, öpmeye ve kucaklamaya başladılar. Şükriye ise adamlara tekmeler atıyor, onlaru tırmalıyordu. Bu arada düşerek başını duvara çarptı ve bayıldı. Adamlar korkarak onu tünelden geçirdiler ve hana getirerek yatağına yatırdılar. Sonra kaçtılar.

Ertesi sabah diğer kızlar Şükriye'nin ölüsünü buldular. Şükriye'yi mağaralara çağıran üç adam neler olduğunu anlattılar, fakat komutan ve imam Şükriye'nin düşmeden değil kalbi kırıldığı için öldüğüne inandılar.

Şükriye'nin yakışıklı yabancı aşığı ise bir daha görünmedi. Fakat cenazeden iki gün sonra Şükriye'nin odasındaki kızlar o odada tuhaf şeylerin olduğunu ileri sürdüler.

Şükriye'nin hikayesi burada bitiyordu. Mutfağa giderek hancıya o geceyi Şükriye'nin odasında geçirmek istediğimi söyledim. Hancı tereddüt ederek "Eğer gerçekten istiyorsanız, olur. Fakat başka odalarımız var. Parmağını muhallebiye soktuysa Beyazlı Kadın bu gece gene dolaşacaktır." dedi.

"Ne yapar?" diye sordum.

Hancı omuz silkti, "Bazıları Beyazlı Kadını başında bir taçla gördüklerini söylerler. Eğer kalbinizden hastalığınız yoksa o odada kalabilirsiniz." Birkaç dakika sonra zavallı Şükriye'nin öldüğü odada yatağa girmiştim. Biraz okuduktan sonra başucumdaki ışığı kapatarak uykuya daldım. Birçok hortlak hikayeleri "beni neyin uyandırdığını anlayamadım" diye başlar. Ben ise, beni uyandıranın ne olduğunu çok iyi biliyordum. Şakacı birisi bir turistle alay etmek için alnıma soğuk elini koymuştu. Kızarak ışığı açtım, fakat odada kimse yoktu. Tekrar ışığı söndürüp yatınca alnımda eli hissettim. Bu olay birçok defa tekrarlandı, sonunda anladım, birisi benim karanlıkta uyanık durmamı istiyordu. Işığı açmadan yatağın içinde oturdum ve karanlığa gözlerimi diktim. Kapının bir metre kadar yakınında bir ışığın parladığını gördüm. Önce bunu kapının anahtar deliğinden içeri süzülen bir ışık sandım. Fakat ışık büyüyerek kuvvetleniyordu. Beyazlı Kadın'ın hayaleti, eğer gerçekten oysa, şeffaftı.

Işığı tekrar açtım. Odada yine kimseler yoktu. Işığı söndürünce hayaleti tekrar gördüm. Yataktan fırlayarak elime kalın bir kitap aldım ve kapıya doğru yürüdüm. Kapının dışında bana bu oyunu oynayana kitabı fırlatacaktım.

Kapıya birkaç metre kala, birdenbire bir soğuk hava dalgasının içine girdim, nefesim sıklaştı, kollarım ve bacaklarım ağırlaştı. Acaba bir kalp krizi mi geçiriyordum? Yahut korkudan mı böyle olmuştum? Birdenbire içimde bir üzüntü hissettim. Hayal bana boş göründü. Ona acıdığım an ışık birden ileri doğru gelerek bana uzandı. Aceleyle yatağa koştum ve ışığı açtım. Oda eskisi gibiydi. Düşünmeye başladım. Acaba dinlediğim hikayenin etkisi altında mı kalmıştım? Fakat benim duyduğuma göre Beyazlı Kadın pırlantalara bürünmüş olarak gözüküyordu. Halbuki ben şekilsiz bir şey görmüştüm ve soğukluk hissetmiştim.

Saatime baktım, üçü çeyrek geçiyordu, birden Bursa'daki evimi ve ailemi düşündüm.

Gün ağırmasını bekleyerek giyindim, yediye beş kala kahvaltıya indim. Hancı, "Bir şey gördünüz mü?" diye sordu. Olanları anlattığımda, hancı, "Evet, gördüğünüz Beyazlı Kadın'dır. Bazıları onun sevgilisini aradığını söyler, bazıları ise katillerinin bulmak için dolaştığını ileri sürerler. Karım bir imam çağırarak, dualar okutmamı ve Beyazlı Kadın'ın hayaletini rahata kavuşturmamı kaç defa söyledi. Fakat Han için bu bir çeşit reklam oluyor. İzmir'den dönüşte yine buraya uğrayacak mısınız?" dedi. Cesaretle, "Herhalde" dedim. Fakat birkaç gün sonra döndüğümde, hanın önünde durmadan Eskişehir'e ulaştım.

Bütün hayalet hikayeleri gibi benim hikayemin de bir sonu var. Ertesi hafta Bursa'ya evime döndüğümde, annem, "Geçen Çarşamba çok garip bir şey oldu. Erkenden yatmıştım. Birden uyandım, yataktan fırlayarak koştum, yolda otomobil ışıkları gördüm. Senin ise balkonda durup içeri girmek için bağırdığına eminim. Balkona doğru gittim, kapıyı açtım. Hiç kimse yoktu. Fakat bir ses duyduğuma ve bir ışık gördüğüme eminim." dedi. Bursa ile Kula arasında beş saatlik bir fark vardır ve tam benim hayaleti gördüğüm ve ailemi düşündüğüm zamanda annem de sesleri duymuştu.

Artık ne olduğunu siz bulun, ben düşünmek bile istemiyorum.

 

 

Diğer Yararlı Yazılarımız :

 

En Çok Okunan Yazılarımız :
Düzenleyen: C.Halil Özdemir