chalilozdemir

Çevrimiçi : 1
Bülten

Search Engine Webmaster

Bumerang - Yazarkafe

Bir Mucize - Eleanore Weissman

Hayaletler, Hayaller ve Şaşırtıcı Görüntüler » Bir Mucize - Eleanore Weissman

TT:Bir Mucize - Eleanore Weissman

Kendimi öteden beri, «görmek inanmaktır» sözünü benimsemiş pratik bir insan yerine koymuşumdur. Başımdan geçen aşağıdaki garip olay işte bu yüzden beni şaşkına çevirdi.

Bir körfezin kıyısındaki eski bir köşkte otururuz. Bulunduğumuz bölge yazın ne kadar güzel olursa, kışın da soğuğu ve fırtınalarıyla insanı o nispette yıldırır.

Söz konusu olay, 6 Ocak 1961 Cuma günü olmuştu. Yedi yaşında olan büyük oğlum Charlie o gün bir ara ağlayarak ve başını tutarak eve koşmuştu. Kendinden büyük bir oğlan, bindiği kızağı kasten bir ağacın üzerine sürmüştü. Hemen buzdolabına giderek birkaç parça buz aldım ve bir peçeteye sararak başının ağrıyan noktasına bastırdım.

Fakat oğlumun gözyaşları bir türlü dinmeyince, buz dolabından bir kase çikolatalı krema çıkardım, üzerine bol krem şantiye sıktım, tepesine de bir kiraz oturttum. Oğlum bu tatlıyı görünce, acısını saniyede unutuverdi. Gözlerini oğuşturdu , gömleğinin koluyla burnunu sildi ve kremaya sarıldı. Ben de bunun üzerine kompres yapmak için boşalttığım buz kalıbını aldım ve tekrar suyla doldurdum. Buzdolabına doğru giderken yolda suyun bir kısmını taşırdım ve yerler yeni cilalandığı için buna sıkıldım, kabı tekrar dolabın buzluk kısmına koyduğuma eminim.

O gün daha geç bir saatte, kocam yazıhanesinden telefon ederek, akşama eve iki arkadaş getireceğini haber verdi. Telefonu kapadıktan sonra, içki dolabına bakarak kokteyl yapmak için gerekli içkilerin var olup olmadığını kontrol ettim. Sonra tekrar buzdolabını açarak kaplardaki suyun donup donmadığına baktım. Kapların sekizi de, taş gibi donmuş buzla ağzına kadar dolu idi.

Bundan sonra tekrar oturma odasına geçtim ve kaç zamandır dikmeyi düşündüğüm sökükleri elime aldım. Oturma odamızın penceresi körfeze bakar. Ben de arada sırada önümdeki dikişten gözlerimi kaldırarak kıyıyı çevreleyen buzların üstünde kayan kızlarla oğlanlara bir bakış fırlatıyordum. Tuzlu su pek ender olarak donar, fakat bu kış son derece soğuk olmuştu. Hele son iki haftadır hava görülmemiş derecede soğuktu. Neticede, kıyı boyunca su, düzensiz kitleler halinde donmuştu. Deniz çekilirken, buzlar da çatlıyor ve kumların üstüne çöküyordu. Ama med zamanlarında buz kitleleri yükseliyor ve adacıkların arasındaki çatlaklar donuyordu.

Çocukların, bu buzların üstünde değil kaymalarını, yürümelerini dahi istemiyordum. Tuzlu suya yılın hiç bir mevsiminde güvenilmeyeceğini bilirim. Hele kışın, bence tehlike daha da artar.

Oturduğum kadar içimdeki endişenin artmakta olduğunu hissediyordum. Çocukların buz üstünde kaymaları sonunda beni o kadar rahatsız etti ki kalkarak gelecek misafirlere bir şeyler hazırlamağa gittim.

Mutfakta çalıştığım sırada, oğullarım Charlie ile Bobby, «Anne, yine ağaca şarptık!» diye bağırarak kapıdan içeri daldılar.

Charlie’nin yanında topallayarak koşan Bobby, «Anne, ağabeyim beni ağacın üstüne itti!» diye ağlıyordu.

Yine bir peçete alarak buzdolabını açtım, fakat birden gözlerime inanamadım. Buz kalıpları yerli yerinde duruyordu, gelgelelim içleri boştu. Onları elimle de kontrol ettim. Hayır, hiç bir şüpheye yer yoktu. Buzlar kayıplara karışmıştı.

Küçük oğlum ağladığı için, buzların neden yokolduğunu daha fazla düşünmeden kumsaldan buz getirmeğe koştum. Denizin kıyısına varınca, yere çömelerek kırık buz parçalarını toplamağa koyuldum.

Tam yerimden kalkacağım sırada boğuk bir çığlık kulaklarıma geldi. Buzların üstünü gözlerimle aradım. Derken, kayık iskelemizin birkaç kulaç ötesinde kırmızı bir cisim gözüme çarptı. Gözlerimi kısıp daha iyi görmeğe çalıştım. Kırmızı bir eldivenin sallandığına yemin edebilirdim. Dehşet içinde kalmıştım. Adım başında kayarak ve düşe kalka iskelenin ucuna kadar koştum.

Bir metre kadar ileride, kırmızı bir eldiven buzdaki bir deliğin kenarına sarılmıştı.

Küçük bir kız buzun altında çırpınıyordu. Medin çekimi ve ıslak elbiselerinin ağırlığı onu aşağı çekmekte idi. İskelenin ucunda karın üstüne yatarak kolumu uzattım. Var gücümle uzanınca, kırmızı eldiveni yakalayabildim. Canımı dişime takarak küçük ele sarıldım ve çocuğu suyun dışına çekebildim. Buzun üzerinde onu kendime doğru kaydırdım ve iskeleye çıkardım, sonra onu kucaklayarak eve koştum. Kızın elbiseleri ile yüzü daha şimdiden ince bir buz tabakasıyla kaplı idi.

Çocuğu oturma odasındaki divana yatırdım ve hemen doktorumuzu çağırdım. Doktor, kendisi gelene kadar neler yapmam gerektiğini bana anlattı. Küçük kıza sıcak kompresler koymak üzere mutfağa koşunca, oğullarımın, dolapta buldukları çikolatalı krema ile kendi kendilerini tedavi ettiklerini gördüm.

Doktor gelinceye kadar, küçük kız, biraz ısınmış ve kendine gelmiş bulunuyordu. Bize ismini söyledi. Doktor onu muayene ettikten sonra, evine telefon etti. Sonra, en doğru hareketin Susan’ı otomobille evine götürmek olduğunu söyledi.

Kocamla arkadaşları tam o sırada çıkageldi. Susan’ı sarıp sarmalayarak otomobile taşıdılar.

Doktor giderken, bana, «Kazayı pencerinizden görmeniz büyük bir şans oldu» dedi ve ilave etti, «Bu küçük kız o buz gibi suyun içinde uzun zaman yaşayamazdı».

Durumu anlatmak istedimse de doktor otomobiline binmişti bile. Susan’a elimi salladıktan sonra, çaresiz misafirlerimizin yanına döndüm.

Kocam, «Suya düştüğü zaman, sen neredeydin?» diye sorunca, çaresiz bütün hikayeyi nlatmak zorunda kaldım. Kaplardaki suyun donup donmadığını kontrol ettiğimi, fakat çocuklar için buz almağa gidince, kapları boş bulduğumu anlattım.

Kocam, «Seninle iftihar ediyorum» diye beni kucakladıktan sonra, arkadaşlarına hep beraber bir kokteyl içmelerini teklif etti ve «İçkiler çaresiz ılık olacak, ama bu soğukta o kadar önemi yok, değil mi?» diye ekledi.

Hepimiz aynı fikirdeydik. Bill kokteylleri hazırlamak için mutfağa gitti. Fakat bir dakika sonra, yüzünde derin bir hayretle oturma odasına döndü.

«Buz kalıpları ağzına kadar buzla dolu!» dedi.

Hemen itiraz ettim.

«Buna imkan yok! Buz kalıplarının boş olduğunu daha demin gördüm»

«Ama şimdi içleri buzla dolu»

Hayret içerisinde kurtulmasında belki de şanstan başka bir takım kuvvetlerin rol oynadığını düşünmekten kendimizi alamıyorduk. Gerçek ne idi acaba? Buzlar sahiden yok olmuş muydu? Yoksa esrarengiz bir kuvvet, benim onları görmeme engel mi olmuştu?

Her ne ise, modern çağın en dikkate değer mucizelerinden birine şahit olduğumuza şüphe yoktu.

 

 

Diğer Yararlı Yazılarımız :

 

En Çok Okunan Yazılarımız :
Düzenleyen: C.Halil Özdemir